Lisanını Bilmediğim Yalnızlık

Lisanını Bilmediğim Bir Yalnızlık
İçim öyle tuhaf ki...
Anlatılması zor. Kelimeler dilimin ucunda asılı kaldı. Beynimde dolaşan onca düşünceye rağmen ifadeler sanki idam edilmişti ve ben sûkutun en derin gölgesinde dinlenmeye çekilmiştim.
Yarı ateşli, yarı buğulu gözlerimle anlatmaya çalışıyordum kendimi.. 
Anlatmalıydım, anlatıp kurtulmalıydım bu yükten..
En sevdiğim insanlar çember olusturmuştu çevreme adeta.. Hepsi de büyük bir sessizlikle dinlemeye çalışıyorlardı. Ağzımdan çıkacak kelimeyi sabırla bekliyor ve sanki duyulmayacak korkusuyla hareket bile etmiyorlardı. Ve ben ısrarla gözlerimi gözlerinde dolaştırıp duyun artık sesimi diye feryad ediyordum. Ama kimse gözlerimi duymuyordu. Oysaki ben kalbimden en samimi duygularımla sesleniyordum onlara. Canımı bile veririm diyecek kadar çok seviyorum dediğim bir düzine insan. Bir türlü kavuşturamıyordum gözlerimi gözlerine.
Yorulmuştum. Gözlerim yarı buğulu haliyle bir defa daha uğraşları vermeye devam ediyordu. Kimseye anlatamamıştım derdimi.
İçim, içim öyle tuhaf ki..
Adını bilmediğim bir yalnızlık çökmüştü üzerime.
Onca sevdiğim arasında yalnızdım işte. Lisanını bilmediğim bir yalnızlıkla kalakalmıştım. Günlerce dolanıp durdum beynimde. Çözülmüyordu dilimdeki düğüm. Kulaklarımın yarım yamalak getirdiği seslerle; ne oldu, konuşamıyor, ateşli, gözünü açmıyor, durum vahim, bir iyleşme yok.
Bana ne olmuştu böyle. Kimse duymuyordu beni. İçimde yaşamaya başlamıştım. Herşeyi içimden yapıyor; içimden konuşuyordum ama kimse duymuyordu...
Kulaklarım dışarıda olanları getiyordu içime. Bir düzine insan-beni sevenler düzinesi- toplanmıştı yine. Sesler onlarındı çünkü.. Ve ince bir ses-yarı ağlamaklı- ağır ağır "Ve kefâ billâhi veliyyen, ve kefâ billâhi nasîrâ(nasîran)" diyordu. İçim öyle bir ısınmıştı ki bidenbire Allah deyivermiştim.. O ince ses anlamışcasına yineliyordu okuduğu satırı. Sanki içimi ısıtan o sözlerin olduğunu biliyormuşcasına durmadan yineliyordu. Ben yine ifadeleri idam edilmiş bir lisanla Allah diyordum içimden.. Lisanını bilmediğim bir yalnızlıktı benimki.. Her Allah deyişimde kalabalıklaştığım sustukça yalnızlaştığım bir hayattı yaşadığım. Dilimde idam edilmişti tüm sözcükler ve kulaklarım dışarıdan gelen seslere-mâsivaya ait ne varsa- o yinelenen satırdan başkasına sağır edilmişti. Durum vahimdi dışardan oysa içimde çözülmüştü herşey.. 
Lisanını bilmediğim bir yalnızlıktı benimki.. Her Allah deyişimde kalabalıklaştığım sustukça yalnızlaştığım bir hayattı yaşadığım.


Lâkin durum dışarıdan vahimdi. Ve bu hükmü veren bir düzine insan. Canımı verecek kadar çok sevdiğim ve beni,canını verecek kadar çok seven bir düzine insan..
En iyi hayat şartları sunmaya çalışan, hastalıkta sağlıkla şefkatini esirgemeyen belki de en merhametli insan.. Teşhis koyulmuştu işte: Durum vahim!
Vahimdir, zaten mâsivaya aitse birşey ne kadar en merhametliside olsa ve en'ler listesinin başında da olsa..
Insan kalabalıklar arasında kalabalıklaşmaya ihtiyaç duyuyorsa şayet lisanını bilmediği bir yalnızlık içerisindedir aslında....


                             Yazan: Ebru TÜRKEŞ

Yorumlar