FARKINDA MISIN?
Hayatın anlamı, maddeye indirgenemeyecek kadar kutsal ve derin bir meseledir. Maddi nesneler insanı mutluluğa götürmez. Tam tersine derin bir mutsuzluk çukuruna sürükler. Yeni bir eşya insanda başlarda suni bir mutluluk kaynağı yaratabilir. Ancak bunun gelip geçici olduğu görülecektir.
Mutlu ve huzurlu olabilmek için ilk olarak yapmamız gereken ihtiyaçlarımızı belirlemek ve bunun dışında kalanlardan sıyrılabilmektir. Neden kurtulmamız gereken şeylere kendimizi kaptırıp vaktimizi, enerjimizi ve ruhumuzu tüketelim ki? Şunu da bilmemiz gerekir ki fazlalıklar sadece saydıklarımı tüketmekle kalmayıp bizleri incitebilir. Bir maddeye yüklediğiniz anlamın büyüklüğü, o şey sizde olmadığı zaman büyük bir yıkıma yol açabilecektir.
Olan şeylerin bir zaman sonra olmadığını veya olmayacağını anlamak hayatın gerçeklerini anlamaya atılan bir adımdır. Hayatın görünenden ibaret olmadığını bir de görünmeyen bir tarafı olduğunu anlamak gerçek manada insan olabilmeye yaklaşmak demektir. İnsan, ölümle birlikte her şeyin bittiğini, sona erdiğini düşündüğü anda yeni bir kapı ve sayfa açılmaktadır. Ölüm aslında gerçek bir başlangıç ve yeni bir yaşamdır. Bundan dolayı insanın ölümü yaşamındadır, yaşamı da ölümünde.
İnsan, bizler bu dünyaya tesadüfen geldik diye bir düşünceye sahip olmamalı. Muhteşem bir denge var ve bizler bu dengenin birer parçasıyız. Ancak meşgul olduğumuz dış etkenler bizleri öyle oyalamakta ki dengenin kusursuzluğunu görememekteyiz. Oysaki insan, gerçeğinin ve gerçekliğinin farkında olmalı! Gerçeğin ve gerçekliğin farkında olanı kim kandırabilir ve yolundan alıkoyabilir ki?
İnsan, yapısı gereği düzeninin bozulmasını istemez. Bu ise arayışın önünde büyük bir engeldir. Şunu unutmayalım, kendi savaşımızda en büyük engel biziz. Ve insan kendi savaşını kendine rağmen kazanabilmeli. İnsan, gördüğü şeylere inanan bir varlıktır. Arkasında duran anlamı aramayı pek sevmez. Bu sıradanlık ve tekdüzelik insanın varlığına yaptığı bir ihanettir.
Şunu da hiç unutmayın ki düşünmeyi bilen insanın, görmek için bakmaya ihtiyacı yoktur.
Bizler dünyadan yola çıkarak insanı tanımlamaya çalıştığımız sürece başarılı olamayacağız. Dünya insanı tanımlamaz, insan dünyayı tanımlar. Kendi varlığımızı yanlış anlayıp kabullenemediğimiz sürece dünya çirkin bir yer olmaya devam edecektir. Kalbimizin kapılarını kapatıp bu çirkinlikte boğulmak niye?
Günden güne kalbimizden uzaklaştığımızın farkına varmalıyız. Ağır bir manevi tahribatın içindeyiz ve en acısı da bunun farkında değiliz. Kısa dünya hayatında hırsların peşine düşüp hiç ölmeyecekmiş gibi kendimizi parçalamak, özümüzü felakate sürüklemek demektir. Hayat kısa bir yoldan ibaret.  Bu yolda hırsa meyletmek, ruhumuzu kendi elimizle işgale açmak demektir. Şurası kesin ki, her şey bittikten sonra ne sen kalacaksın ne de hırsların.
Kendimizi her şeyi bildiğimiz kibrine kaptırmadan, içinde bulunduğumuz andan itibaren kendi içimizden başlayıp kâinatta olup biteni anlamaya başlamalıyız. İnsan; kendisi, sevdikleri ve çevresi için anlam üretmesi gereken bir varlıktır. Ve hiç unutulmamalıdır ki anlamsızlık, insanın en büyük trajedisidir.
Bir insan öncelikle gerçeklik algısı bozulduğunda ele geçirilir. Gerçekliğinden ayrılan insan, kendine gerçek olarak sunulan bütün safsatalara inanır. Bu aşamada ‘Ben kimim?’ sorusunu sorabilmek sahtelikten sıyrılabilmenin ilk adımıdır.
Hayatımıza fayda sağlayabilmenin olmazsa olmazı kendi değerimizin farkına varmaktır. Her bir birey tek, değerli ve bir amaç için dünyaya gelmiştir. İnsanın gerçekçi bir hayat çizerek o yönde ilerlemesi kendine bir özsaygı borcudur. Kendine olan borcunu kapatmalı insan, kapatabilmeli.
                                                                                                                                                                                                KÜBRA MAĞRALI

Yorumlar